Dalga boyu yükselecek sonrası ‘güven’e bağlı

Özlem ERMİŞ BEYHAN

Türkiye ekonomisi önemli bir belirsizlik sürecinden geçiyor. Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Erinç Yeldan bu ortamı “ağır bir sis” olarak yorumluyor ve ona göre sisin ötesini görebilmek için bugün kamu kurumlarındaki ‘talimat’ düzeninin yarattığı kilidin çözülmesi gerekiyor. Tüm kurumların bağımsız ama denetlenir olması… Yeldan, umutlu tarafta ancak ona göre ekonomide umudun gerçeğe dönüşebilmesi böyle bir yapının kurulacağına dair güvenin yerleşmesi ile mümkün.

Türkiye önemli bir belirsizlik içinde. Bu belirsizliğin seçime kadar ülke ekonomisine ek bir tahribat yaratmaması için çok kısa vadede ne yapılmalı size göre?

Evet büyük bir belirsizlik var. Bu belirsizliğin ardında da kamu bürokrasisinin, düzenleyici, denetleyici ve bilgi sağlayıcı kurumların artık çalışamama durumu var. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki çalışma biçimi denetlemeyi, şeffaflığı ortadan kaldırıcı düzenlemelerle döşendi. Kamu İhale Yasası 100’den fazla kez değiştirildi. Sayıştay, Yargıtay gibi üst denetleyici kurumların görevlerini yapmaları zorlaştırıldı.

Bu yapıya adım adım geldik. Deprem felaketinde de en acı şekilde de gördük ki, artık tüm karar alıcıların ilk cümlesi “Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla” diye başlıyor. Bunun karşılığında devlet mekanizmasının çalışmadığıdır. En üst düzeydeki bürokratlar karar almaktan, yaratıcı olmaktan, göze batmaktan kaçınıyor. Alt kademedeki uzmanlar ki çoğu öğrencilerimiz, Türkiye’nin en iyi okullarında yetişmiş uzmanlar, ‘aman amirimin gözüne batarım’ endişesi ile çalışıyorlar.

Değişim netleştirilmeli

Sistem kilitlenmiş durumda diyorsunuz…

Evet, sistem bu yüzden kilitlenmiş durumda. Liyakat sorunun da ötesinde sistem çalışmamayı, göze batmamayı gerektirerek günü geçirme, işler yürüyormuş gibi olsun şeklinde bir anlayışa sürüklendi. Seçim gibi önemli bir viraja girilince tamamen bir atalete dönüştü. “Seçime kadar yapılabilecek olan ne?” diye baktığınızda bir iktisat siyasası geliştirilecek ortam kalmamış durumda.

Söylenenler yankı odası gibi yankılanmaktan öteye gidemiyor. Bu belirsizliği ortadan kaldıracak şey, YÖK; BDDK, RTÜK, TMSF gibi tüm kurumların görevlerini layıkıyla yapacakları bir kadro değişikliğine gidileceğini ve yeni gelecek ekibin net biçimde açıklanması olabilir. Ya da “Merkez Bankası Başkanı zamanı gelene kadar görevinde kalacaktır” şeklinde bir açıklama da yapılabilir.

Kurumların bağımsız şekilde çalışacağı bir yapıya doğru değişimin olacağını belirtip bunu şimdiden net biçimde açıklamak gerek. “Kitleleri heyecanlandıracak” vaatlerde elbette bulunulacak ama kurumların demokratik düzenleme içinde bağımsız ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulacağını garantilemek, bu konuda ikna edici olmak gerekiyor.

Böyle zamanları uluslar arası spekülatörler de çok sever. Çeşitli söylentiler piyasada dolaşmaya başladı. Türkiye’nin kaynaklarını bu spekülatörlere de yem etmemek için seçim sonrası ilk dönemde hangi adımlar atılabilir?

Kesinlikle. Bu sisli havayı bertaraf edecek adımların atılması önemli. Ekonominin para kredi ve finansal sisteminin dengeye kavuşturulması, faizde, kurda ve fiyatlarda dengeyi oluşturacak hareketlerin önünün açılması gerekiyor. Kuru tutmak için farklı mekanizmalar devreye alındı.

Bankaların kredi açmaya zorlanması, belirli alanlarda döviz mevduatı toplamaması, bilançolarını makyajlayarak idare etmesi üzerine yazılı olmayan ancak endişe yaratan bir dizi müdahale var. Bütün dünyada kriz dönemlerinde bu dengeleme, aşırı dengeleme git gelleri şeklinde olur. Bizde de en büyük maliyeti bu olacaktır. Piyasa dengesini bulmaya çalışacak. Kurda faizde sert çıkışlar ve sonra geri gelişler olacak.

Dalgalı dönem 1 ayı bulabilir

Dalga boyu geniş olacak yani…

Evet, dalga boyunun geniş olacağını ve piyasanın kendi dengesine kavuşmasının zaman alacağını ve bunun önüne müdahalelerle set çekilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu elbette maliyetli olacak, baskılanmış ekonomi, bu sis ortadan kaldırılacak. Bunun kendi kendine olmayacağı açık.

Belki bir aya kadar sürecek, bu verilecek tepkilere bağlı, döviz kurunda yukarı, sonra aşağı, piyasa faizinde yukarı, sonra aşağı giden bir yapı göreceğiz. Karar alma mekanizmaları üzerindeki baskı kaldırılır ve sistem çalışır hale gelirse hem döviz kurunda hem faizde, enflasyon beklentilerinin kırılmasıyla ülke risk algısının, yani CDS’lerin geri geldiğini göreceğiz.

Spekülatif balonlaşmanın yakın izleyicisi olmalı

Türkiye’de enflasyonun bu kadar yüksek olmasına yol açacak bir gelişme yok şu anda; enerji fiyatları düşüyor, kurda büyük bir artış yok. Ancak beklenti enflasyonu ile nasıl olsa artar denilerek fiyatlar adım adım şişmeye devam ediyor…

Enflasyon, ekonomi içindeki tıkanıkların, darboğazların, işgücü piyasasındaki dengesizliklerin, reel ekonomideki belirsizlik ve dengesizliklerin bir sonucudur.

İnsanların ateşinin çıkması gibi…

Evet kesinlikle ve burada güvenin sağlanması bir papağan gibi sloganların tekrarlanması ile olmuyor. Burada neoliberal kökenli Ortodoks iktisat siyasasını benimseyenlerin “Merkez Bankası’nın görevi sadece ve sadece fiyat istikrarıdır” söylemini doğru bulmadığımı da söylemeliyim.

Hayır, bunun yeterli olmadığını 2009 krizinden beri görüyoruz. Merkez Bankası, fiyat istikrarının yanı sıra finansal sistemdeki gerilimlerin, köpükleşmenin, spekülatif balonlaşmanın yakın izleyicisi olmalı. Yakındam bakarsak aslında1994 krizi sonrası son derece başarılı bir Türkiye Merkez Bankacılığı olarak görmekteyiz.. 90’larda enflasyonun önemli nedenlerinden biri kamu maliyesi üzerindeki çok yüklü faiz yükü idi.

Türkiye yüzde 70 enflasyon yaşarken dahi kurda aşırı bir değerlenme olmadı, bu sayede yüksek bir cari açık vermedik. Ta 2001 krizine kadar. Merkez Bankası dengeyi tutabildi. Ancak 2001 krizinden sonra bu yapılamadı. Fiyat istikrarını fetiş haline getirip sadece faizleri kullanarak enflasyonu düşürmek güdük bir politika oluyor.

Peki ne yapmalı?

Bir finansal işlem vergisi ile sıcak para akımlarının dalga boyunu körükleyecek işlemleri engellemek gerekli. Döviz kuru üzerine nominal olarak bir hedefle değil, bu dalgalanmanın sağlıklı ve doğal olarak görülüp güven verici, müdahale olmadan ancak şeffaf bir Merkez Bankası karar alma mekanizması ile sorunun kontrol altına alınabileceğini düşünüyorum.

Uzun vadede yatırımların Ankara’nın doğusuna kaydırılması, bir servet vergisinin kurgulanması, kamu-özel işbirliği denilen, bir rant transferi mekanizması haline getirilen yapının uluslar arası tahkime gitmesi pahasına kamulaştırılması, bunun ücretlendirilmesinin hakkaniyet ve iktisadi prensiplere uygun olarak yeniden düzenlenmesi gibi adımlar atılmalı.

Bir de şunu eklememe izin verin, kısa vadede yapılması gereken bir önemli şey de verilerin güvenilirliği. Ulusal hesaplar, kamu maliyesi, rezervler, enflasyona dair veriler… Doğru, tutarlı veriye ve bilgiye ihtiyaç var. Ekonomideki belirsizlikleri körükleyen ana unsurlardan biri de bu; enflasyon gibi temel bir veride bile anlaşamıyor olmamız…

Resesyon riski varken Türkiye için %10-12 bandında enflasyon olağan kabul edilmeli

Şimdilerde enflasyonu düşürürken resesyona düşme riski dünyanın gündeminde. Türkiye’nin durgunluğa girme lüksü hiç yok. Burada ne yapılmalı?

Dünya ekonomisinde Asya krizi sonrası 2000-2009 arasında genişleyici bir politika uygulandı ve bu herkesin zihninde tekrarlanabilecek tatlı bir anı olarak kaldı. O dönemin ana özelliği kabaca özetlersem Çin ve Güney Asya’nın üretim üssü olarak, tüketim mallarının üreticisi halinde, ucuz iş gücünün acımasızca sömürüldüğü bir ortamda küresel bir meta zincirinin oluşmasıydı. ABD cari açık veriyor, dolar basıyor, likidite bolluğu ile Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de bu sıcak paradan nemalanıyordu.

2009 krizi ile bu yapay sistem çöktü ve 2010’dan itibaren “uzun durgunluk” denilen bir döneme girdi dünya ekonomisi. Sanayi 4.0 gibi söylemlerle karamsarlığın önüne geçilmeye çalışıldı ve ABD bu durgunluğu aşmaya çalışırken korona ve Ukrayna savaşı sonrası dünya resesyon ile yüzleşmeye başladı. Buradan geleceğe bakarsak yeşil ekonomi ile fosil yakıtlara dayalı ithalata bağımlı sistemden vazgeçileceğine dair umutlar önemli.

Sadece enflasyonu düşüreceğiz diye ekonomileri boğmaktan kaçınmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Yeni dönemde daha yüksek bir enflasyona razı olmak; global olarak yüzde 5-8 bandının, Türkiye için yüzde 10-12 bandının kabul edilir olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun altına inilmesi için yapılması gerekenlerin çok daraltıcı olacağı görüşündeyim.

Kısa vadeli sıcak paraya karşı Finansal İşlem Vergisi getirilmeli

CDS risk primimiz 550’ler seviyesinde şu anda…

Evet, yurtdışından dolar bazında yüzde 10.5 ile borçlanabiliyoruz. Çok yüksek bir risk primi yükümüz var. Bunun geriletilmesi çok önemli bir gösterge olacaktır. Türkiye’nin dağınık, riskli, spekülatif bir cennet değil, kuralları ile işleyen bir sistemi olduğunu ortaya koyması gerekiyor.

Bunu kısa vadede ortaya koyabilirsek, bunun yanında ek vergilendirme mekanizmaları kurgulanabilir. Ben Finansal İşlem Vergisi’nin kurgulanmasından yanayım. Yurtdışına çıkmış sıcak paranın sizin de dediğiniz gibi spekülatif amaçlı vurguna dönüşmemesi için, kısa vadeli sıcak para vergilendirilebilir. Hatta vergilendirilmelidir.

Döviz kurundaki dalgalanmayı tetikleyecek sıcak para girişlerini denetleyecek vergileme yöntemlerini kullanmak gerekiyor. Piyasa kendi dengesini ararken Merkez Bankası bunu seyretsin değil, aktif olarak buna mini ayar, ama tehdit, yasada olmayan müdahaleler ile değil, piyasa aletlerini kullanarak yönlendirmesi şeklinde tasarlanmalı.

KKM’ye yaklaşım bir intikam vesilesi olmamalı

KKM ile ilgili atılacak adımların etkisi ne olur size göre?

KKM ile ilgili yaklaşım bir intikam vesilesi olmamalı. KKM özü itibarıyla yanlıştı, yanlışlığın özünü hatırlayıp o öze müdahale etmek lazım. Döviz kurunu bir yatırım unsuru olmaktan çıkaracak önlemler BBDK, Merkez Bankası ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından bir bütünlük içinde birleşmesiyle olur. Faiz kararının siyasallaştırılmaktan çıkıp, finansal istikrarın ve fiyat istikrarının sağlanması için kullanılması gerekir.

Şok müdahale doğru değil

“Kısa vadede pozitif reel faize geçilmesi doğru olmaz. Bir şok müdahalesi doğru değil. Doğru iktisadi hamlelerle, ileriye yönelik projeksiyonların net biçimde paylaşıldığı noktada piyasayı yönlendirerek, sinyal etkisi ile enflasyonla mücadele mümkün olacaktır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir